YİĞİTLERİN SERDARI..

YİĞİTLERİN SERDARI..

Önceki gün bir belediye başkan aday adayı Hazreti Alinin yiğitliğinden, cesaretinden ilham aldığını söyledi. Gazeteler ve televizyon haberlerinde yer bulan bu başlık dikkatimi çekti. Pskiolojide “algıda seçicilik” diye bir kavram vardır ya. Çevrede bulunan uyarıcılardan, olaylardan ya da nesnelerden bir ya da birkaçına dikkatin yönelmesi durumu. Yüzlerce kitabın yer aldığı büyük bir kitaplıkta sizin ilginizi çeken eserleri gözünüzle anında bulmanız gibi.. Bu haber başlığından hoşlandım.. “ Kimi evlerde, işyerlerinde Hazreti Ali’nin temsili resmi asılıdır. Asil ve soylu bir bakış işlenmiştir orada. Allahın aslanı, evliyaların şahıdır. İki cihan güneşinin en çok değer verdiği yiğittir. Ve resulü kibriya’nın amcasının oğludur, damadıdır, emir ül müminindir.. Bu asil timsalin hemen altında da şöyle yazılıdır. ‘ La feta illa Ali la Seyfe illa Zülfikar…” Bu söz aslında bir hadistir.. Ve Aliyel Murtaza atı Düldül ile müşriklerle savaşırken peygamberimizide korumaktadır. Savunma yaptığı sırada elindeki kılıcı kırılmıştır.. Bunun üzerine Hazreti Muhammed, kendi kılıcı olan elindeki meşhur ucu çatallı “Zülfikar” kılıcını ona vermiştir. Ve böyle söylemiştir..” Aliden kahraman yiğit, Zülfikardan üstün kılıç yoktur.. “BEN KİMİN MEVLASI İSEM ALİ DE ONUN MEVLASIDIR” Söz böylesine önemli bir şahsiyetten açılmışken hatırlatmak isterim.. İki yıl önce Antakyada vatani görevimi yaparken yöre halkının kutladığı ve ilk kez karşılaştığım bir bayrama tanık oldum.. Adı “Gadir i Hum Bayramı” Bu günle ilgili bilgiler edinmiştim.. Bunlardan birini sizlerle paylaşmak istiyorum “…Resulullah, hicretin onuncu yılında hacca gitmeyi kararlaştırıyor. Bu kararı açıkladığında, Resulullah ile birlikte hacca gitmek için Medine'ye çok sayıda insan geliyor. Bu hacca “Haccet-ül Veda” “Haccet-ül İslam” “Haccet-ül Belağ” “Haccet-ül Kemal” ve “Haccet-üt Tamam” da denilmekte.. Bazıları Resulullah’la birlikte hareket edenlerin sayılarının 90 bin kişi, bazıları 114 bin kişi, bazıları 120 bin kişi, bazıları 124 bin kişi, bazıları da bundan daha fazla olduğunu yazmışlardır. Bunlar Hz. Peygamberle birlikte hareket edenlerin sayısı olup Mekke’de olanlar, Yemen’den Hz. Ali ve Ebu Musa ile gelenler de onlara eklenirse o zaman hacıların sayısı bu rakamların çok üzerinde olacaktır. …Resulullah hac amellerini yaptıktan sonra, Mekke’ye geldiği insanlarla Medine’ye geri dönerlerken, Medine, Mısır ve Iraklıların yol ayrımı olan Gadir-i Hum’a ulaştıklarında, Cebrail şu ayeti indirdi: “Ey Peygamber, Rabbi’nden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O’nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır ...” Allah-u Teala bu ayetle, Resulullah’ın , Hz. Ali yi imam olarak halka tanıtmasını ve velayet hakkında nazil olanı, onlara tebliğ etmesini emretti ve ona itaat etmeyi herkese farz kıldı. Bu olay Zilhiccenin 18. Günü vuku buldu.. Hacdan dönenlerden ilk grup Cuhfe’ye yaklaştığında Resulullah önde gidenlerin geri dönmesini ve geride kalanların da bu bölgede onlara ulaşmasını emretti. O bölgede bulunan, birbirine yakın beş büyük ağacın altında oturmaktan onları sakındırdı; bu ağaçların altını temizletti, öğle namazı için ezan okundu, daha sonra Resulullah halkla birlikte o ağaçların altında namaz kıldı. Hava çok sıcaktı; insanlar sıcaktan abalarının yarısını başlarına çekip, yarısını da ayaklarının altına seriyorlardı. Semure denen ağacın üzerine elbise vb. şeyleri atarak Resulullah için gölgelik yaptılar. Resulullah namazını bitirdikten sonra cemaatın ortasında, deve semerleri üzerine çıkarak herkesin duyacağı şekilde yüksek bir sesle şöyle buyurdular: “Bütün övgüler Allah’a mahsustur; O’ndan yardım diliyor, O’na iman ediyor, Ona güveniyoruz. Nefsimizin şerlerinden, kötü amellerimizden Allah’a sığınıyoruz. Sapan kimseyi O’ndan başka kimse hidayet edemez; O’nun hidayet ettiğini ise kimse saptıramaz. Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ediyorum.” Ve Sonra: “Ey insanlar! Latif ve Habir olan Allah bana haber verdi ki, hiçbir Peygamber, kendisinden önceki peygamberin ömrünün yarısından fazla yaşamamıştır; ben yakında Rabbimin davetine icabet edeceğim. Ben sorumluyum, siz de sorumlusunuz. O halde siz ne düşünüyorsunuz?” Halk: “Biz senin tebliğ ettiğine, nasihatta bulunduğuna, çaba sarf ettiğine tanıklık ediyoruz. Allah sana mükafat versin.” Resulullah: “Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna, cennet ve cehenneminin hak olduğuna, kıyamet gününün geleceğine ve kabirde olanların dirileceğine şehadet ediyor musunuz?” Halk: “Evet buna şehadet ediyoruz.” Resulullah: “Allah’ım şahit ol.” Yine Resulullah: “Ey insanlar! İşitiyor musunuz?” Halk: “Evet işitiyoruz.” Resulullah: “Ben sizden önce (Kevser) havuzun başına gideceğim, siz orada benim yanıma geleceksiniz. O havuzun genişliği “San’a” ve “Busra” arası kadardır. O havuzda, yıldızlar sayısında kadehler vardır. Benden sonra sekaleyn hakkında nasıl davranacağınıza bakın.” Halktan birisi: “Ya Resulullah, sekaleyn nedir?” Resulullah: “Değerli büyük emanet: Allah’ın kitabıdır; bir tarafı Allah’ın elindedir, diğer tarafı ise sizin elinizdedir. Ona sımsıkı sarılın, sapmayın. Değerli küçük emanet ise: Ehl-i Beyt’imdir. Allah-u Teala bana bildirdi ki, onlar havuzun başında bana ulaşıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır. Bunların birbirinden ayrılmamasını ben de Rabbimden istedim. Onlardan ne öne geçin ve ne de geride kalın; çünkü helak olursunuz.” Resulullah daha sonra Hz. Alinin’ın elini tutup her ikisinin koltuk altları görülecek kadar kolunu yukarıya kaldırdı. Herkes onu görüp tanıdı; sonra şöyle buyurdu: “Ey İnsanlar! Mü’minlerin kendilerinden, onlara daha evla kimdir?” Halk: “Allah ve Resulü daha iyi bilir.” Resulullah: “Allah-u Teala benim mevlamdır, ben de mü’minlerin mevlasıyım; ben onlara kendilerinden daha evlayım. Öyleyse ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.” Resulullah bu cümleyi üç defa tekrarladı. (Hanbeli’lerin imamı Ahmed b. Hanbel’e göre, dört defa tekrarlamıştır.) Daha sonra şöyle buyurdular: “Allah’ım, onunla dost olana dost, ona düşman olana düşman ol; onu seveni sev, ona buğzedene buğzet; ona yardım edene yardım et, ondan yardımını esirgeyenden yardımını esirge; o nereye dönerse hakkı onunla döndür. Biliniz ki, bu sözleri hazır olanlar hazır olmayanlara bildirmelidirler.” Halk henüz dağılmadan Allah-u Teala şu ayeti indirdi: “Bu gün dininizi kemale erdirdim, nimetimi size tamamladım ve din olarak İslam’ı size beğendim.” Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdular: “Allah-u Ekber! Din kemale erdi, nimet tamamlandı, Allah benim risaletime ve benden sonra Ali’nin velayetine razı oldu.” Daha sonra orada bulunan insanlar Hz. Ali yi tebrik etmeye ve kutlamaya başladılar. Ebu Bekir ve Ömer, Hz. Aliyi ilk kutlayan kimselerdendirler. Onlardan her biri; “Bu makam sana kutlu olsun ey Ebu Talibin oğlu! Sen, her mü’min erkek ve kadının mevlası oldun diyorlardı… İşte bu anlatılanların yaşandığı coğrafi mekanın adı ile o bölgelerde ve dünyanın birçok yerinde bayram yapılıyor. Gadir i Hum bayramı.. Hikayeside böyle.. Durumu askerden gelince bizim Alevi Bektaşi dedelerine sordum. Anadolu da böyle bir bayramın kutlanmadığını fakat olayı tarihsel olarak kabullenip doğruladıklarını ifade ettiler.. Sonuç itibariyle Söz sözü açtı.. Döndü dolandı ve buraya geldi.. Kabullenip onaylayan herkesin geçmiş bayramı kutlu olsun…

Anahtar Kelimeler
Yorum Yaz