Aç Gözlü İnsanların Sonu

Aç Gözlü İnsanların Sonu

Vaktiyle, eski kavimlerden birinde iki kişi yolculuk yapıyordu. Yolda konakladılar. Konakladıkları yerde oyalanır, yeri kazar ve toprağı karıştırırken bir küp kulpu çıktı. Daha fazla kazdıklarında yerden bir küp çıktı. Merak edip açtılar, baktılar ki içi altın dolu. Basbayağı bir hazineydi. Paylaşmakta anlaşamadılar. Şu kadarı senin, bu kadarı benim derken kavga çıktı ve biri diğerini öldürdü. Öldüren, arkadaşını sürükleyerek uzaklaştırdı ve bir çukura atıp üzerini kapattı. Altınları, kimseye göstermeden nasıl götürmesi gerektiğini düşünürken, üç kişi çıkageldi. Baktılar ki adamın yanında epey altın var. Onlar da buna sahip olmak istediler. Adam, kendisine bir şey yapmamaları durumunda onlarla paylaşacağını söyledi. Onlar da razı oldular. Eşit olarak paylaşmak üzere anlaştılar. Hepsi de acıkmışlardı. Nasıl olsa zengin olduk . İçimizden birisi gitsin de yiyecek bir şeyler alsın diye, birisini yiyecek bir şeyler almaya gönderdiler. Gönderdikleri adam gittikten sonra aralarında şöyle kararlaştırdılar: O gelince, hem getirdiği yiyecekleri yiyecekler, hem de adamı öldürüp daha fazla altına sahip olacaklardı. Öbür taraftan, yiyecek almaya giden adam ise, getirdiği yiyeceklerin içine zehir katıp onları zehirledikten sonra altınların hepsine kendisi sahip olmak istiyordu. Yiyeceklere zehir kattı. Onlara bu zehirli yiyecekleri getirdi. Diğerleri onu hemen oracıkta öldürdüler. Sonra da “Karnımızı doyurup ondan sonra paylaşalım” diye oturup zehirli yiyecekleri yediler. Daha paylaşmaya vakit kalmadan hepsi de oldukları yerde ölüp gittiler. Altınlar da ortada kaldı. Hırsın sonu işte böyledir.. Rüyama Gel Annem “Ardımda nice günler bıraktım ben,soğuk kış geceleri de dahildi buna… O gecelerde üşümüştüm ama ben bu güneşli günde daha da çok üşüyorum anne… Mayısın ikinci pazarı dediler… Garip bir duygu çöktü içime… Hasretinle yanan şu gönlümü, sensizliğin ayazı vurdu anne…. Gözyaşlarım uzuu…n sarkıtlar oluşturdu gönlümün senin ısından mahrum soğuğunda… Parktayım bende her çocuk gibi… Annelerine güller hediyeler götüren çocukları izlerken içimi daha da çok yaktı sensizlik… Alabileceğim bir çiçeği,toprak kokan ellerine değil de sen kokan toprağa verebileceğim geldikçe aklıma, bir şelaleymişçesine aktı gönlüme, gözyaşlarım… Ben gibi kaç öksüz var şu dünyada… Kaç kişi tattı şu acı duyguyu bu anneler gününde… Kim özler benim seni özlediğim gibi annesini bilemem ama ben seni bir ayrı özledim anne… Sen gittikten sonra elimden kimse tutmadı, ben kendi elimi kendim tuttum hep… Yetimhanenin o soğuk demir ranzalarında aradım senin sıcaklığını… Kokunu sokaklara dikilmiş güllerde aradım ben… Çiçekçiden hiç gül alamadım ki ben anne… Hiçte param olmadı sen gittikten sonra… Fakirdik sen varken de ama, sen gittikten sonra anladım senin varlığın ayrı bir zenginlikmiş anne… Şimdi olmayan paramla sahip olduğum en anlamlı hediyeyi sana değil ama sen kokan toprağa sunabilirim… “Gözyaşlarım”… Sana ulaşır mı bilmem ama ulaşması için elimden geleni yaparım, gerekirse gün boyunca ağlarım anne… Yeter ki sen de bir anneler gününün sabahında rüyama gel güldür beni… Ben seni rüyamda bir kez daha olsun görebilmek için yine ağlarım günler boyunca… Kefareti neyse öderim ben annem, yeter ki sen rüyama gel…. ..RÜYAMA GEL… Alıntı

Anahtar Kelimeler
Yorum Yaz